Nuri Bilge Ceylan'ın Bir Zamanlar Anadolu'da filmi üzerine özellikle otopsi sahnesi ekseninde bürokrasi, iktidar ilişkileri ve Dostoyevski'nin Suç ve Ceza kitabındaki ahlaki ikilem üzerinden bir çözümleme yapmayı denedim. Yazı Libre Kültür'de okunabilir.
Odağında otopsi sahnesinin yer aldığı bu yazının hem başlığında hem de son paragrafında "elma" imgesine değinmişken, bu konuda bir parantez açmak istiyorum. Her ne kadar Nuri Bilge Ceylan elmanın sahneye tesadüfen dahil olduğu mealinde bir açıklama yapmış olsa da bu imge, filmin dünyasını iki farklı eksende tamamlayabilen güçlü bir metafora dönüşüyor.
İlki, toplumsal eksende: Sıradanlaşma ve aynılaşma. Elmanın yuvarlanıp çürümüş öbür elmaların yanına, o çukura düşmesi; Anadolu'nun her şeyi yutan durağanlığında herkesin eninde sonunda birbirine benzemesi gibi okunabilir. Tıpkı o yığına dahil olan elma gibi, birey de bu coğrafyada zamanla yığının bir parçası haline gelir. Doktor da o elma gibi başta ayrı duran biriyken, gecenin sonunda bir gerçeği gizleyerek o çukurdakilere katılıyor. Artık kimin daha az, kimin daha çok çürük olduğunun bir önemi kalmıyor. Hepsi aynı toprağın, aynı sessizliğin parçası. Üzüm üzüme baka baka kararır misali herkes o çukurda aynılaşıp sıradanlaşıyor.
İkincisiyse, varoluşsal eksende: Evrenin kayıtsızlığı. Elmanın dalından kopup düşmesi de bir hayatın
bitişi sanki; tıpkı insan gibi o da toprağa dönüyor. Ancak, elma sarsıla sarsıla yuvarlansa da ulaştığı yer, çukurun sessizliği. Bu, evrenin, insan trajedisine karşı duyduğu kayıtsızlığın resmi gibi. Hayat; cinayet ve diri diri gömülme gibi en büyük trajedileri bile yutup
hiçbir şey olmamış gibi akmaya devam ediyor çünkü evren, acıya kayıtsız. İnsan çığlık atarken doğa sağır, bozkır dilsiz.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder