Çok yorgunum, manevi olarak tükendim. Bu
yazıya görsel bulmaya mecalim bile kalmadı. Bu da alelacele yazılmış bir metin zaten.
Şefkatin neden bütün canlıları kapsamadığını,
yaşam hakkının neden "türlere" göre seçildiğini anlayamıyorum.
Merhamet ve adalet bölünmez bir bütün değil mi? Bir yerdeki adaletsizliğe ses
çıkarıp öbürüne göz yummak, vicdanın seçici olduğunu göstermiyor mu?
Biz insanlar sesimizi duyurabilen
bir türüz; hayvanlar ise kaderi birkaç kendini bilmezin dudağının arasından
çıkacak karara bağlı olan, tamamen savunmasız bir tür. Hayvanların grev yapma,
pankart açma veya oy kullanma şansı yok. Onların tek savunma hattı biz
insanların tepkileri. Yine de onlar için sesimizi çıkarmak, onları gündeme taşımak neden tercih edilmiyor? Tabii insanların kendinden olana yani insana merhamet duyması, kendinden olanla empati kurması daha kolay; insan olanda annesini, babasını, kardeşini, kendini görür ama bir köpekte sadece bir hayvan görür. Türcülük işte böyle bir duvar.
İnsanların halihazırda gündemde olan bir acıya veya
haksızlığa eklemlenerek vicdan rahatlatması da daha konforlu sanırım; dijital görevlerini tamamladıktan hemen sonra, ne yedikleri gibi alakasız şeyleri paylaşmaları, savundukları değerin kendisinden ziyade “Ben
duyarlı biriyim” imajını sevdiklerini gösteriyor sanki. Hatta birçoğu için bu tepki, vicdani bir
sızıdan ziyade, “herkes bağırırken sessiz kalmış” görünmemek için verilen
mecburi bir refleksten ibaret. Söz konusu mesele genel bir yankı uyandırmasaydı,
muhtemelen dönüp bakmayacaklardı bile.
Bazıları için de toplumsal olaylar, karakterlerini
tamamlayan birer aksesuar gibi. O gün o tweet’i atmazsa eksik kalacağını
hissediyor. Attıktan sonra ise vicdanındaki borç siliniyor ve hayatına, kişisel
rutinine, hatta eğlenmeye geri dönebiliyor. Zaten sosyal medyadaki vicdan gösterileri
birer saman alevi gibi geçici.
Benim gibi içine kapanık biri olup da sesini
duyurmak için, en çok “mış gibi” yapanların olduğu Twitter gibi mecralara
mecbur kalmak, insanın ruhunu gerçekten yoran bir ikilem. Buralarda ilkeli
kalmak hayli zor çünkü ilkeli insan, akıntıya kapılmaz. Bu sahte kalabalığa uyum sağlamayı reddetmenin beni neden güçlü değil
de zayıf hissettirdiğini bilmiyorum. Bu mecranın ruhsuzluğunu artık içime
çekmek istemiyorum. Bundan sonra Twitter’da sadece, ürettiklerini bir şişeye koyup denize bırakan biri
gibi, yazdıklarımı paylaşacağım. O şişeyi doğru kişilerin bulmasını umarak.