Çocukluğumdan beri sulugözlüyümdür. Bu
hassasiyetle tezat oluşturuyor gibi görünse de çocukken biraz da erkek
fatmaydım. Erkeklerle top oynar, onlarla dövüşmekten çekinmezdim. Vaktimin
çoğunu sokakta oynayarak geçirdiğim yaz aylarında gün battıktan sonra eve hep
bacaklarımda taze sıyrıklarla dönerdim. Özellikle yara almıyordum elbette ama
yaralarımın kabuk bağlamaya başlaması beni büyülerdi. Büyüteçle yaralarımı
inceler ve canımı yakacağını bilsem de, sertleşmiş kabuklarını hafifçe kaldırıp
altlarına bakardım. Bütün o koca koca yaraların zamanla, sanki hiç var olmamış
gibi, tenimin altında kaybolup gitmesine hayret ederdim. Belki de insanın
canını acıtan şeye yakından bakma, onu açık tutma merakı çocuklukta
başlıyordur. Seneler sonra anladım ki, çocukken bacaklarımdaki yaraları
incelediğim büyütecin yetişkinlikteki karşılıklarından biriydi edebiyat.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder